aslında aşk, bir adım geride yaşamaktır;

ta ki o sana dönüp bakıncaya kadar…

ikinci sayfayı çevirdi yaşlardan parlayan gözlerle…

bir kağıt parçası yapıştırmıştı o sayfaya…

inci kadar güzel kız, inci gibi yazısı olmasına rağmen, onun elinden çıkan çizgileri korumak istemişti anlaşılan…

“geleceğini biliyordum” yazıyordu kenarları parçalanmış kağıtta…

“geleceğini biliyordum…

sabretmemin ödülsüz kalmayacağını da…

en büyük ödül, tek büyük ödül sensin…

hoş geldin yaşamıma… ve ben çok hoş buldum…

en iyilerini umdum,

umduğumdan da fazlasını buldum…”

O yazmıştı bu satırları…

şekilsizdi harfler;

gerçekten heyecanlandığında ellerinin titrediğini ilk defa orada, ilk defa onunla öğrenmişti…

bir kadının ellerine gerçekten severek dokunmanın, bir kadının dudaklarıyla gerçekten severek buluşmanın onu ne kadar heyecanlandırdığını da…

herkesin, herşeyin en mükemmelini bilmesiyle, yapmasıyla tanıdığı kadının, aşkın gücü karşısında nasıl da titrek dudaklı minik bir bebek oluverdiğini de…

ve, kadınların en masum anlarında, yeryüzündeki gerçek meleklere dönüştüklerini de…

neyle karşılaşacağını bilmiyordu, korkarak çevirdi sayfayı; ilk defa gördüğü 3 satır duruyordu karşısında:

“günüm gecem, başım sonum,

tek doğrum, ilk canım, son yolum…

seni çok seviyorum…”

gülümser gibi oldu… sonunda başarmıştı galiba…

“ anladım ki, sen yazdıracaksın bana; seni sevmek yazdıracak…”

yazmıştı… ve olmuştu… hem de çok güzel olmuştu…

elinde defterle birlikte yolun kenarına oturdum…

üzeri tamamen kan olan sedyeyi…

ve ona uzaktan acır gözlerle bakarak öne doğru geçtiler…

siren sesleri ve ışıklar gözden kaybolurken yavaş yavaş, bir kalem çıkardı çantasından,

ve defterin dördüncü sayfasını çevirdi yüreğim . .”

harfler şekilsizdi,

hayatında beklenmedik şeyler olunca heyecanlanır; heyecanlandığında elleri titrerdi…

ya da, kendini kandırıyordu belki de, kimbilir belki de o bile değildi o anda yazılanların sahibi…

sokak lambasının loş ışığı, tek kelimeyi oluşturma çabasındaki o küçük harfleri aydınlattı:

“gitme!…

hani asıl şimdi başlıyordu hayat?…”